
Aşağıdaki listede, elde ettiğinde çok mutlu olacağını sandığın hiçbir şeyin seni tahmin ettiğin kadar mutlu etmediğini yazmıştım geçen yazımda. Bunu görüp şaşırdın mı, yoksa şöyle bir arkana yaslanıp sessizlik anlarında gözlerini kapattığında içinde bir şey biliyor mu bunların seni ve çevrendeki kimseyi mutlu etmediğini.
- Daha iyi bir iş, kariyer
- Daha fit bir vücut
- Daha yüksek notlar
- Daha çok para
- Gerçek aşk
- Pahalı ev, araba, daha çok kıyafet, daha lüks yaşam
Peki neden mutlu olamıyoruz?
Beynimiz karşılaştırmalı olarak düşünüyor. Bu o kadar aşina olduğumuz o kdara iç içe yaşadığımız bir şey ki. Farkında değiliz.
Bu yazıyı sana farkındalık için yazıyorum. Farkında olduğun şeyi değiştirebilirsin. Şifa farkında olunca başlar.
https://www.coursera.org/ sitesindeki eğitimde “Ebbinghaus illusion” dan bahsediliyor. Bu ilüzyonu anlarsan neden mutsuz olduğunu da anlayabilirsin:

Sence bu turuncu noktalardan hangisi büyük.
Beynimiz mavi yuvarlaklara bakarak karar veriyor ve bize sağdaki büyükmüş gibi geliyor. Aslında ikisi de aynı boyutta.
İşte sen de özellikle de sosyal medya da TV de fazlaca vakit geçirdiğinde kendini ve hayatını karşılaştırdığın kişiler nedeniyle mutsuzluğa sürüklüyorsun kendini.
Biz çocukluğumuzda fazlaca karşılaştırmaya maruz kalan bir nesiliz. Şimdiki nesil de çok fazla maruz kalıyor sadece karşılaştırılan konular farklı.
- Bak Ayşe’nin kızına nasıl da hızlı yedi bitirdi tabağını
- Efendim Mehmet’in oğlu basketbol da A takımındaymış, bizim çocuğumuz da gitsin.
- Bilmem kim piyano dersi alıyormuş, bizimki de alsın
- Fatma’nın kızı bak ne güzel giyinmiş sen de parlak bluzunu giyseydin ya!
- Aa bak Şeyda şu yoga hocasına gitti hemen de kafa duruşu yapıyor ben de bir gideyim
- Sınıf arkadaşların ödevlerini yapıyor sen burda TV izliyorsun!
- Bilmem kimin kocası çok yardım ediyormuş karısına sen tüm gün oturuyorsun
Kim olduğunu unuttun, kimsin sen aslında. Hep baktığın dışarıda birileri. Onların kullandığı araba, evleri, kıyafetleri, maaşları… ne kadar çok alakadar eder oldu seni tüm bunlar.
İçinde öyle bir dünya var ki, umutla bekliyor ruhun, bir gün beni de duysun beni de hatırlasın. Sen ne istediğini kendine sordun mu hiç. Kalbin ne istiyor.
Zaten ilüzyon dünyasındayız, zaten bir tiyatro sahnesindeyiz. Sen o tiyatronun içindeki illüzyonu (sosyal medyayı) gerçek sanıyorsun.
Bir sonraski nesil bu karşılaştyıma ile büyümesin, silinsin gitsin bu DNA mızdan. Yeterince yıpranmadık mı O’nunla bununla kendimizi karşılaştırmaktan. Bırak kendini karşılaştırmayı çocuğunu başkasıyla kıyaslıyorsun, kocanı kıyaslıyorsun, karını kıyaslıyorsun. Nasıl birşey hissederdin sana kocan şöyle dese:
George un karısı her gün yürüyor, yoga yapıyor, evleri tertemiz, saçları boyalı sen karşımda kocaman göbekle geziyorsun
Olduğun gibi kabul edilmemek nasıl bir his.
Hadi sessizlik anları yarat kendine 1-2 dakika günde bir tefekkür et bu yazılanlar üzerine. Ne kendini üz O’na benzeyemediğin için ne de bir başkasını.
Evet neden mutlu olamadığını şimdi biraz daha anlıyor musun. Daha önce de yazmıştım:
Ne kadar maaş seni mutlu eder diye sorulduğunda 30.000 alan biri 50.000 diyor; 100.000 alan biri 250.000 diyor. Gördüğün gibi ne kadar maaş alırsan al yine de bir önceki aldığını referans alıp bunun bir kaç katının seni mutlu edeceğini düşünüyorsun. Beynin bu sefer bir önceki maaşını referans aldı. bunun bir tık daha ötesi başkasını referans almak ki bu zaten hep yapılan bir şey:
1998 yılında Harvard öğrencilerine şu anketi yapmışlar:
- seçeneğin: Sen 50.000$ alıyorsun, iş arkadaşların 25.000 $
- seçeneğin Sen 100.000 $alıyorsun, iş arkadaşların 250.000$
%56 öğrenci 1. seçeneği seçmiş. Çünkü çoğu insan çalıştığı yerde birileri ondan daha fazla maaş aldığında kendini mutsuz hissediyor.
Daha çok para, yeni kıyafetler, güzel vücut ve saydığım diğer şeylerin seni neden tahmin ettiğin kadar mutlu etmediğinin bir başka nedeni de derste anlatılan hedonic adaptation:
Bir şeyi elde ettikten sonra o ilk andaki mutluluğu bir sonrakinde bir sonrakinde devam ettiremiyorsun. Artık o durumu kanıksıyorsun ve belki de sıkılıyorsun.
Bunu daha yeni yaşadım. Nil ile bir doğumgunune gittik. Her doğumgününde olduğu gibi yine pinyata yapıldı. nil ilk başka yanıma geldi ve bütün ganimetlerini bana verdi. İki elimde şeker çikolata ile doldu taştı. Nil o kadar mutluydu ki bunları elde ettiği için. Sonra tek tek yemeye başladı. Artık 3. şekerlemesinden sonra bir daha o şekerlerin yüzüne bile bakmadı.
Otele gidersin önünüzde full açık büfe. Her şey önünde. Tabağına alırsın da alırsın. Hepsini yiyeceğini sanırsın. Belki ilk gün yersin de ama 3. gün aynı oteldeysen gözlerin hep farklı bir şeyler arar. Bulamadığında ise o ilk günkü heyecan bitmiştir ve sıkılganlık başlamıştır. Hatta şikayet bile edebilirsin. Hep aynı kahvaltı diye.
Bir diğer mutsuzluk nedeni ise yukarıda anlattığım “hedonic adaptasyon” yaşadığımızın farkında olmayışımız. İlk başta gördüğün önü hotdog ile dolu olan kedi gibiyiz. Her seferinde her yediğimizde aynı mutluluğu alacağımızı sanıyoruz. Bir önceki, seferi unutuyoruz.
Belki bin kere telefon değiştirdin, yeni kıyafet aldın, ev değiştirdin, harika erkek/kız arkadaşların oldu ama her seferinde ilk gün hissettiklerini hissedeceğini sanıyorsun ama o duruma alışıyorsun ve alıştığını unutuyorsun.
Harika işe de girsen harika bir ilişkiye de başlasan bu aynı. Negatif durumlar içinde geçerli. Boşandığında dünya başına yıkıldı sanırsın veya terk edildiğinde hissettiklerini hep hissedeceğini sanırsın.
Bu hislerin geçici olduğunu bin kere yaşadın değil mi. Kötü bir not aldığında okulda dünya başına yıkıldı sandın; ama öyle olmadı. Yine güzel günler oldu, kötüleri oldu, esneyebilme özelliğin var.
Hayatım alt üst oldu dediğimiz bir gün Mucizeler Kursu hocamız bize “nereden biliyorsun altının üstünden daha kötü olduğunu” demişti.
Kontrol ediyorsun her şeyi. Belki taşındığın yeni ev veya yeni işin sana neler getireceğini bilmiyorsun. Bir sonraki adımı bilmemek korku içinde bırakıyor seni. Halbuki özümüzde bu topraklarda teslimiyet var. DNA nda var.
Mindfulness, an da kalma çalışmaları, her daim yanında olan nefesin sana şifa.
Kötü de olsa iyi de olsa ardından yaşadığımız hisleri unutma eğilimindeyiz. Günlük tutmak, şükürlerin üzerinde tefekkür etmek, hafızana iyi gelecektir.
Her yeni güne başlarken bu son günün gibi başlasan. Aklıma 2004 yapımı “Fifty First Dates” geldi. Hem bu filmi hem de geçen yazımda tavsiye ettiğim “Groundhog Day” filmini izle.
Partnerini her öptüğünde bir daha öpemeyeceğini düşünsen, yediğin kahvaltı belki son, sarıldığın kızına belki son defa sarılıyorsun.
Bütün bu algıların ötesine geçip mutlu olmak sence nasıl mümkün?

Yorum bırakın