
Bu yazı sana bir kitap önerisidir.
Kendimi bildim bileli kitap okuyorum. Hiç bir zaman annem ve babam kızım al eline bir kitap oku demedi. Çoğu zaman, “Nilay, kapat artık ışığını uyuman gerek, ya da bu ışıkla okunmaz gözlerini bozacaksın” şeklinde uyarıldım.
Merak etme canım okuyucum bunun harika bir şey olduğundan bahsetmeyeceğim. Biraz içimi dökeceğim bugün sana. Biraz da sevgiden bahsedeceğim. Kalp çakrası ve yeşil rengi bitene kadar sevgi günleri ilan ettim.
Küçükken uyumlu, uslu herkesin örnek gösterdiği bir kızdım. Anlaşılan büyüklerin alkışına “aferin Nilay’a” öyle bağımlıymışım ki bunun bir maske olduğunu anlamamam uzun zamanımı aldı. İnan bana bu maskeden kurtulmak aslında ne yapmak istediğimi duymak zor oldu. Hala eski maskemi üzerime geçirdiğim anlar oluyor. Hala karşımdakini üzmemek, karşımdakine “kötü”, “bencil”, “kendini düşünen” biri gibi gözükmemek adına neler nelere “evet” diyorum. İşte bu sevgi değil. Bu kendini sevmek değil. Bizim için saçını süpürge eden anne-babaların devri bitti. Devir gerçek sevgiyi anlama devri. Anneler- anneanneler saçını süpürge yapar, bin bir fedaKAR lık yapar. Sonra saygı BEKLER, ben sizin için neler yaptım… şeklinde söylenir durur. Bu sevgi değil. Bu yaptıklarına karşı karşılık beklemek. Çünkü sende olmayan bir şeyi veriyorsun. Canın yemek yapmak istemiyor;ama fedaKAR lık yapıp,yapıyorsun. Sonra sofrayı temizliyorsun, sonra çocuğun ile ilgileniyorsun. Senin saç baş dağılmış, enerji bitmiş.
Neden fedaKAR şeklinde yazıyorum. Çünkü feda edince kendini, ardından gizli bir şekilde KAR bekliyorsun, yaptıklarına karşılık.
Geçen yazımda bahsetmiştim sana beklentilerden, haklıdan/haksızdan, iyiden/kötüden daha konuşacak çok şeyimiz var seninle.
Ben bir sağlık koçuyum. Bunlar ne alaka diye soruyorsan, o kadar bağlı ki şifa, sana ve senin düşüncelerine, alışkanlıklarına. Şifa sende. Benim görevim bunu fark ettirmek. Sana, seni nelerin hasta ettiğini fark ettirmek. Yaşam şeklini dönüştürmek. Seni kendine yaklaştırmak. Hep söylediğim gibi, bu kendine bir yolculuk. Kendi maskelerine, kendi yalanlarınla yüzleşeceğin bir yolculuk. Biraz engebeli biraz zorlayıcı, bazen kendini utancın ta dibinde bulacağın bir yolculuk. Ben yanında olacağım.
Benim kitap okuma alışkanlığımda kalmıştık. Neyse bana uslu kız akıllı kız desinler diye, belki de can sıkıntısından sürekli okurdum ben. Hala da seviyorum okumayı. Serdar Prem ile çalışırken bana “okumayı sana yasaklıyorum” demişti. Ben o anda kısa bir şok yaşadım. Nasıl yani? Bana o gün çok güzel kendimi gösterdi .Hala kendisine minnettarım. Bana “okumaktan şişmişsin, EGOn davul gibi olmuş. Okumayı bırakmalısın bir süre” dedi. Ben okuya okuya, bilgileri zihnime doldura doldura meğer yontmaya çalıştığım EGOM u daha da şişiriyormuşum. “Kullanılmayan bilgi çöptür” dedi bana.”Zihinin çöp dolu” Hatırlıyorum kendisiyle seanstayken ağzımdan her laf çıkışında “ben biliyorum” ben farkındayım” dediğimi.
Şimdi konuşmanın değil, sessizliğin bir erdem oluğunu anladım. Uyguluyorum, elimden geldiğince.
Fonksiyonel tıp sağlık eğitimim de ilk öğrendiğimiz şey DİNLEMEK ti. En önemli kural sorulmadan tavsiye veremezsin’di.
Senasta sen yoksun, egonu bildiklerini unut dediler bize. Belki sana gelen sadece dinlemen için geliyor. Dinle ve ne istediğini kalpten gör.
Bir türlü kitaba geçemedim. Yazdıkça ben de iyileşiyorum seninle. Sabah sayfaları en büyük yardımcım oldu. (Sabah sayfaları için bu yazıya lütfen)
Annelerin fedakarlığından bahsediyorduk. Fedakarlığın sevgi olmadığından. Geçen gün amcam ile kapı önünde bir sohbet ederken bana “en çok kendini sev, hayvanlardan öğreneceğimiz çok şey var” dedi. Kendisi kedileri besler sürekli. Beslediği kedinin yavruları olmuş. Yavrular palazlanmış. “Aşağıya mama götürdüm, tabi yavrular hemen mamayı görünce üzerine atladılar. Anne kedi patisiyle vurdu yavrularına ve geçti mama kabının önüne önce mamaları o yedi”, dedi. Bu aynı uçakta önce oksijen maskesini kendine sonra çocuğuna geçirmek gibi. Önce sen, sen yoksan o da yok.
Taking good care of you means the people in your life will receive the best of you rather than what’s left of you. Carl Bryan
Whole Detoks Deanna Minich
Kendine iyi bakarsan çevrendekiler senin en iyi halini alırlar, diğer şekliyle senden kalanlar ile yetinirler. (çevirim muhteşem olmadı, pardon)
MS 2150 kitabında bir olmak ne demek, iyi-kötü, haklı-haksız, doğru-yanlış, gibi 3. boyut dualitesini anlayabilirsiniz. Bu dualiteyi bizim yarattığımızı idrak etmenize yardımcı olabilir. Gerçek sevgi ne demek merak edenler okusun bu kitabı.
Kitaptan bir kaç alıntı ile devam etmek istiyorum:
Hatırla Jon, bir zihin gelişkinliği kabul edilemez olanı kabul edebilmesiyle ölçülür. syf: 335
Tüm acılar, mutsuzluklar ve hastalıklar kaçınılmaz olana, yani gelişmek amacıyla bizzat seçmiş olduğumuz şeye karşı koymanın sonuçlarıdır. syf 330
Ben astral yolculukla ilgili olarak da başarısız olMAMAyı arzuluyordum, yani zihnim başarıdan çok başarısızlığa odaklanıyordu.
…tüm başarısızlığın başarı olduğunu (başarıya götürdüğünü) hatırlayabildim ve böylece kendimi bağışlayarak, endişe ve suçluluk duygusunun engelleyici yükü olmadan yeniden başlayabildim. syf 319
MS 2150, Thea Alexander
Yukarıdaki alıntıları oku; seni 2 konuda tefekküre davet ediyorum. Başarısız olMAMAyı arzulamak. Yani olumsuza odaklanıyor burada fark ettin mi?
Diğer tefekkür konusu da “başarısız olmaktan korkmak”.
- meditasyonda düşünMEMEye çalışmak, bunun yerine nefesine odaklan sadece
- konuşurken yanlış yapMAMAya çalışmak, iletişimde odaklanacağın tek şey etkin dinleme ve empati kurmak.
Yukarıdaki liste uzar gider. Hep olumsuza odaklanıyorsan şimdiden sonra fark et ve odağını olumluya çevir. DüşünMEMEye çalıştıkça düşünürsün, yanlış yapMAMAya çalıştıkça yanlış yaparsın. Neye odaklanırsan o olur.
Başarısız olmaktan ne kadar korkuyorsun. Şu anda “başarılı” olarak bildiğin insanların hayatlarını incele. Bakalım senin başarı dediğin şeye giderken yolda kaç başarısızlık yaşadı. Başarısızlıklar mı başarıyı getirdi, ne dersin?
Başarısız olacaksın diye ödün kopuyor. Atalet içindesin, yani eyleme geçemiyorsun bir türlü. Bırak artık kim ne derse desin sana. Bu kafalar bitsin artık 2020 de.
“kendimi bağışlayarak, endişe ve suçluluk duygusunun engelleyici yükü olmadan yeniden başlayabildim“
Önce kendini bağışla, yanlış yapabilirsin, sorun yok. Her yanlışın seni başarıya götürüyor. Bu seni güdülesin. Başarısız olacağım, bana gülecekler, yaptıklarımı beğenmeyecekler, saçma bulacaklar bu endişeler seni alıkoyuyor eylemden. Suçluluk duymadan kalbinden geçeni dinle, yavaş yavaş her gün bir adım daha at kalbine. Kimsenin alkışına ihtiyacın yok. Onaylanmaya ihtiyacın yok. Kapat kulaklarını dışarıya sadece yüreğini dinle yeter. Diğerleri ne isterlerse söyleyebilirler. Kontrol edemezsin.

Yorum bırakın