
Hocam, nedir bu şefkat dedikleri. Ben herkesin her şeyine koşuyorum. Yardım ediyorum, çok anaç bir tarafım var, koruyorum kolluyorum. Birisinin yardıma ihtiyacı olduğunu anladığımda koşuyorum. Ben şefkatli biri miyim?
Allahın eli kolu var mı? Sen düşünce hemen seni kaldırıyor mu? Ağır torbalarını hemen alıp taşıyor mu? HAYIR
Allah şefkatsiz mi? Çok mu mutlu oluyor seni düşmüş görünce. Sen gözyaşları dökerken o yukarıdan bakıp “ohh ohh iyi oldu” mu diyor? Çeksin cezasını!!! diye sırt mı çeviriyor sana.
E, o zaman neden Tanrı yardım etmiyor tırtıla. Tırtıl çıkacağım diye çok uğraşıyor kozasından. Hadi bir dene. Sen yardım et tırtıla. Daha zamanı dolmadan. Bak bakalım ne çıkacak içinden kozanın. Rengarenk kanatları olan uçmaya hazır bir kelebek mi? Yoksa henüz oluşumunu tamamlamamış asla uçamayacak olan kelebeğe benzer bir şey mi?
Başına her ne gelirse gelsin işte şükür burada, işte şefkat tam da burada. O başına gelen her neyse senin kozan işte o. Biraz dur, dinle, debelen, oluş, zamanı gelince çıkacaksın kozadan. Her şey bir başka gelecek sana. Kokular, renkler, rüzgar….
Şefkat bazen için kan ağlasa da yardım etmemektir. Senden bir şey istendiği yoktur zaten çoğu zaman. Sen kendini bir şey sanar ve hemen yardıma koşarsın. Bunun ardında iyilik maskesi vardır. Sen biliyorsundur, o bilmez. Sen hemen hallediverirsin, o yapamaz. (Ayy beni iyi bilsinler.)
Şefkat o kişi bilmeden ona dua etmektir. İdrak edebilsin diye. Başına her ne gelirse gelsin şükür de kalabilsin diye. Çıkış yolunu kendi yöntemiyle bulsun diye.
Sevgi böyle bir şey. Karşındakinde Tanrı’nın ışığını görmek. Yapabileceğine inanmak.
Tabiki senden yardım isterse elinden geleni yaparsın. Bir ince nüans var burada, kendini iyi tanı, yardım ederken kibirde misin sevgide mi?
Peki Tanrı neden gelmiyor. Sen çağırmıyorsun da ondan. Gözlerinden kan gelene kadar ağlamıyorsun. Haykırmıyorsun. O zaten yanında, hissetmek için O’nu çağır. Gerçekten çağır. Kalbini aç. Sessizlikte duyarsın sesini. Kalbinde hissedersin.

Aklıma masallar geliyor. Pinokyo yalan söyleyen kötü bir kuklaydı. Sonra bir balinanın içine girdi. Çıktığında artık ANlamıştı. Ve peri onu insana çevirdi. Ne kadar anlamlı. Pinokyo deyip geçmemeli bence. Bir çok tuzak çıkıyor Pinokyo’nun önüne. Nefsine yenik düşüyor çoğu zaman. Yalan söylüyor, dürüst değil. Ne zaman ki ANlıyor. Kozanın içinde bir değişim geçiriyor. O zaman insan olmayı hak ediyor. Yaratıcısı Geppetto ise hep bu anı bekliyor. Bizim de bu dünya sahnesine inme nedenimiz bu olabilir mi? Babamız hep ANlamamızı bekliyor olabilir mi. O yüzden başımıza “kötü” şeyler geliyor olabilir mi. Sizce kötü diye bir şey var mı? Peki affedilecek biri? O karşımıza çıkan “kötü” kişiler bizim kozadan çıkmamız için gelmiş olmasın?
İdrak ve şükran dolu ANlar diliyorum
Sevgiyle

Yorum bırakın